27 Şubat 2016 Cumartesi

Pazarlamada Etik/ahlak Dışı Uygulamalar



PAZARLAMADA ETİK/AHLAK DIŞI UYGULAMALAR


1960'lı yıllarda pazarlama alanında hangi etik dışı uygulamalardan rahatsızlık duyulduğunu tespit etmek için araştırmacılar bir takım çalışmalar yapmışlardır. Bu araştırmalardan biri Baumhart'ın yaptığı "Çalıştığınız sektörde görmek istemediğiniz davranışlar nelerdir" sorusunu yönelterek gerçekleştirdiği araştırmadır. Baumhart 1500 ABD'li profesyonele bu soruyu sormuş ve bunların bir kısmını açığa çıkarmıştır. Araştırmacının deneysel çalışmasından elde edilen sonuçlar göstermiştir ki; 1) Hediye, nakit ya da telekızlar yoluyla ödenen ticari rüşvet 
2) Fiyat ayrımcılığı ve adıl olmayan fiyatlandırma
3) Dürüst olmayan, aldatıcı reklamlar
bu alanın profesyonellerince artık görmek istemedikleri etik dışı uygulamalardır. Sıralama önem sırasına göre yapılmıştır. 

Baumhart'ın araştırmalarından 24 yıl sonra Chonko ve Hunt da bu anlamda çalışmalar yapmışlardır. 281 profesyonel ABD'li ile yapılan çalışma geçen 24 yıldan sonra hala neredeyse Baumhart'ın çalışmasının bir tekrarı gibi sonuçlanmıştır. Chonko ve Hunt katılımcılara "Sizce pazarlama yönetimindeki etik sıkıntılar nelerdir" sorusunu yöneltmişlerdir. Aşağıdaki tablo bu araştırma sonuçlarını göstermektedir.




Tabloya göre;

1) Rüşvet (Eşantiyon, sümenaltı para, komisyon)
2)Adalet (Manüplasyon, adil olmayan uygulamalar)
3)Dürüstlük (Hileli sunulan hizmet ve yetenekler, yalancılık)
4)Fiyat (Adil olmayan fiyatlamalar)
5)Ürün (Tüketicinin zararına olan ürünler, faydasız ürünler, ürün emniyeti, abartılı performans iddiaları)
6)Personel (Alım, kovma, değerlendirme)
7)Gizlilik (Gizli, hizmete özel bilgilerin transferi için uğraşlar)
8)Reklam (Hileli reklam)





anlam açlığı



26 Şubat 2016 Cuma

Kurumsal Sosyal Sorumluluk





Kurumsal Sosyal Sorumluluk

İş Ahlakı/İş Etiği dersleri ortaya çıkmadan önce, okullarda "İş ve Toplum" dersleri vardı ve bu derslerde çalışma yaşamına dair ahlak sorunları işlenmekteydi. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramı ilk kez Bowen'in aynı ad altında (Social Responsibilities of Businessman) yayımladığı kitabı ile gündeme girmeye başlamıştır. Bu konu yani kurumsal sosyal sorumluluk konusu 1960'lı yılların sonundan 1980'li yılların başına kadar epeyce ilgi görmüştür ve bu konuda çok sayıda eser ortaya konmuştur. Konuyla ilgili ve daha ileri boyutlarıyla çevre ve işletmelerin çevreyle ilgili sorumlulukları üzerine bir çok kitap yazan Rogene Buchholz Kurumsal Sosyal Sorumluluk anlayışını meydana getiren temel fikirleri aşağıdaki gibi özetlemiştir (Gummerson,2000 (T.Uyar));

1- Kurumların ürün üretmek ve kar etmenin ötesinde sorumlulukları vardır.

2- Bu sorumluluklar özellikle kendilerinin de ortaya çıkmasına yardımcı oldukları sosyal problemlerin giderilmesi ile ilgilidir.

3- Kurumların her bir paydaşın tek başına sahip olduğundan daha fazla sorumluluğu vardır.

4-  Kurumların etkilerin bulundukları pazarın ötesindedir.

5- Ekonomik değerlerin dışında çok daha geniş bir yelpazedeki insani değerlerin temsilcisi konumundadırlar.

Kurumsal sosyal sorumluluk kavramının geliştirilmesi ve hayata geçirilme çabalarının yoğunlaşmasında 1970'lerdeki uluslararası rüşvet skandallarının yarattığı ahlaki kaygıların önemli etkisi olmuştur. Bu ilgi ve kaygılar sonucu kurumsal sosyal sorumluluk kavramı içeriklendirilirken en fazla üzerinde durulan meselelerden biri finansal kurumlarda görevin kötüye kullanılması, yetkinin istismarı iken bir diğeri de ticari rüşvetler, aldatıcı reklamlar, aldatıcı satış uygulamaları idi. Bütün bunlar ahlaki olmayan pazarlama uygulamaları olarak ele alınmaktaydı. Bu çalışmaların sonunda ortaya pazarlama etiği ve bunu açıklayan bir takım kurallar, normlar belirlenmesi yoluna gidilmiştir.
Bu konuda kafa yoranlar hem o günlerde iyice gün yüzüne çıkan problemleri inceleyip açıklamaya ve hem de bunların nasıl önlenebileceğine dair çalışmalar yürütmüşler ve "nasıl olmalı" sorusuna cevap aramışlardır.

Prof. Richard N. Farmer'in 1967 yılında Journal of Marketing (Pazarlama Dergisi)nde yayınlanan makalesi başlığı bize o dönemin pazarlama etkinliklerinin ahlaki olup olmadığı konusunda ne denli sert tartışmalara sahne olduğuna iyi bir örnektir. Farmer'in makalesinin başlığı "Kızınızı Bir Pazarlamacıya Verir Miydiniz" idi. Farmer yaptığı araştırma sonucunda reklam etkisiyle ürün satın alanların %80'inin bir süre sonra pişman olduklarını görmüş ve bundan yola çıkarak pazarlama faaliyetlerinin insanlara ihtiyaçları olmayan ürünleri satın aldırdığını ve bunun ahlaki olmadığını öne sürmüştür. Elbette bu teze katılanlar kadar bu tezin karşısında olanlar da olmuştur ve bunlar arasında hararetli tartışmalar meydana gelmiştir. Gummesson'un derlediği dönemin pazarlama etkinliklerini gayri ahlaki bulanların tezlerini ve bulmayanların buna karşılık geliştirdikleri antitezleri aşağıda inceleyelim:

Tez
Caveat Emptor tüketiciye zarar vermekte, kalitesiz ürünler kontrolsüz bir şekilde her kesime nüfuz etmektedir.
(Caveat Emptor ; sorumluluk müşteriye aittir, satılan mal geri alınmaz)

Antitez
Devlet bazı korunması gereken grupları korur. Örneğin belli bir yaşın altındakilere sigara/içki satılması yasaktır.

Anti-Antitez
Kanunun bazı sınırları var. O da bir yere kadar.
Her tüketici iyi bir şekilde bilgilendirilmez.
Her sektör rekabetçi değildir.

Tez
Pazarlama materyalizmi yüceltiyor. Kıt kaynakları tüketiyor. Tüketiciyi dikkate almıyor.

Antitez
Ürün kaliteliyse zaten tüketici reklamını yapmaktadır.Ürün kaliteliyse ve adil bir fiyata satılıyorsa sorun yok.
Rekabet var. Bu rekabet ürünü daha ucuza sunmaya yarar.
Sosyal ve psikolojik faydaları var.
Toplumun ihtiyaçlarına bir tepkidir.
Hatta topluma hizmet eder.

Anti-Antitez
Rekabet şiddeti yanlış kararlar verilmesine yol açabilir. Örneğin cinsiyetçi yaklaşımlar.
Topluma hizmetin ters etkileri olabilir: güzel görünme çabası, çirkinlik kompleksi, anoreksiya


it, satılan mal geri alınmaz.
AAAaAaan




Pazarlama ve Ahlak



Pazarlama ve Ahlak Sorunu

Ahlak bir toplumun tarihsel süreci içerisinde yarattığı bir değerler bütünüdür. Bunlar topluluk halde yaşayan insanın uyması beklenen ancak yasal yaptırımı olmayabilen kurallardan oluşur. Örneğin iyi insan olmak, dürüst olmak, erdemli olmak, paylaşımcı olmak, yardımsever olmak, yaşlılara hürmet göstermek, çocuklara kötü davranmamak vb.
Diyebiliriz ki ahlak kuralları bir açıdan insanların toplu halde barış ve huzur içinde yaşamalarını sağlamaya çalışır ancak öte yandan da toplumsallaşan bu kuralların tek tek insan üzerinde bir baskı oluşturmasına da yol açar.

Bütün meslek alanlarında olduğu gibi pazarlamanın da ahlaki meseleleri vardır ve olmalıdır. Elbette bu tür insana ve insanlığa dair soyut kavramları tüzel kişiliklere, kurumlara, devlete mal etmek söz konusu değildir. Devletin ahlaklı olmasından söz etmek ya da x şirketinin yardımseverliğinden, y işletmesinin namusundan  söz etmek trafik canavarından söz etmek gibidir. Bu tür özellikler ancak insanlarda vardır ve onlardan beklenebilir. Dolayısıyla x şirketinin ahlakından söz etmeyiz, ya da sadece bir isim olan x şirketini ahlaksızlıkla itham edemeyiz. Ancak o şirketi yönetenlerin, o şirket adına iş görenlerin ahlakından, dürüstlüğünden söz edebiliriz. ve ortada yasalarca belirlenmiş bir suç tarifi varsa mahkemelerde tabelayı değil gerçek kişileri yargılarız.
Bu demektir ki bir pazarlama ahlakından söz ederken aslında pazarlamacının ahlakından söz etmekteyiz.

Günümüzde iş ahlakından, görev ve vicdan çatışmasından, kişisel çıkar ve çevre, toplum ihtiyaçları ikileminden sıkça söz ediliyor. Ancak ne bu konudaki sorunlar yeni ne de bu konuda kafa yoranlar sadece bugünün düşünürleri.

Daha MÖ 4000 yılında kanunlarıyla meşhur Hammurabi'nin emirlerinden biri de ticaretle ilgilidir. Hammurabi ticarette adil fiyat uygulanmasını istemektedir. Gene MÖ 4. yüzyılda Aristo'nun tüccarların erdemleri ve erdemsizlikleri üzerine sözleri bulunmaktadır. Ayrıca üç semavi din (musevilik, hristiyanlık ve müslümanlık) ve bunlardan önceki çeşitli inançlarda (budizm, hinduizm, caynacılık, taoizm vb) neredeyse tümü adil bir ticaretten söz etmektedir.













18 Şubat 2016 Perşembe

Sahip Olmak Ya Da Olmak






İnsanlık büyük bir hızla tümden yok olmaya doğru sürüklenmektedir. Ekonomik gelişimin giderek insanları tutsak alması, doğaya karşı takınılan düşmanca tavır ve bir atom savaşı tehlikesi, insan soyunu ve dünyayı tehdit etmektedir diyen Erich Fromm, felakete gidişin önünün alınabilmesi için, insanların ve onların davranışlarına biçim veren toplumsal sistemlerin, kökten değişmeleri gerektiğini ileri sürüyor.

2016 Yılı Pazarlama Trendleri

Zeki Yüksekbilgili


Koca bir yılı yeniden geride bıraktık. 2015 yılı birçok açıdan hem Dünya hem de Türkiye için farklı bir yıl oldu. Gelenek olduğu üzere, bu sene de her sene yaptığım gibi yılın son ayında bir sonraki yıla damgasını vuracak olan pazarlama trendlerini bir araya getirdim. 2016 yılı ile ilgili pazarlama planlarınızı yaparken, yeni yılda gerçekleştireceğiniz pazarlama stratejilerinizi belirlerken bu trendleri göz önüne almanızda büyük fayda olacaktır.

1 - İlişki pazarlaması daha da değerlenecek
Tüm pazarlamacılar artık müşterileri hakkında çok geniş bir bilgi setine sahip, dolayısıyla tarihte hiç olmadıkları kadar çok müşterilerini tanıyorlar. Müşterilerin bu kadar iyi tanınması ile kişiselleştirilmiş pazarlama uygulamaları daha da artacak, müşterileri daha uzun süre markaya bağlı tutacak ama gerçekten müşteri gözünde değerli uygulamaların sayısı 2016 yılında artacak. Kitlesel pazarlamanın belki de en hızlı düşüşünü 2016 yılında beraberce deneyimleyeceğiz.

2 - Geçici pazarlama (ephemeral marketing) yaygınlaşacak
Geçici pazarlama (ephemeral marketing) saniyeler içerisinde oluşturulan ve yine saniyeler içerisinde yok olan pazarlama aktiviteleri anlamına geliyor. Yeni dünya düzeninde, herşeyin çok hızlı değiştiği bir dünyada son kullanma tarihi olmayan bir pazarlama aktivitesi olamaz. İşte geçici pazarlamanın mantığı da tam olarak bu mantık üzerine kurulmuş durumda. Artık uzun vadeli, izler bırakan pazarlama aktiviteleri değil, çok kısa süreli, anlık ve iz bırakmayan pazarlama aktiviteleri daha da yaygınlaşacak (Bu konuda en yaygın uygulama hala Snapchat).

3 - Video reklamların kullanımı ve etkinliği en üst seviyeye tırmanacak
Video reklamları kesinlikle yeni bir şey değil, özellikle internetin hızlanmasından bu yana video ile internette reklam yapmak zaten kullanılan bir özellik. 2016 yılında video reklamların kullanımında ciddi bir artış olacak. YouTube, Bing ve Facebook zaten video reklamların kullanıldığı alanlardı. Hatta Facebook üzerinde otomatik olarak oynamaya başlayan videolara alıştık bile. 2016 yılında video reklamların Google tarafından da kullanımıyla hem yaygınlığı hem de etkinliği ciddi olarak artacak.

4 - Mobil platformlar masaüstü platformları açık ara ile geçecek
Mobil platformların kullanımı sürekli artıyor, bunu tüm pazarlamacılar biliyor ve uzun zamandır bu değişime ayak uydurabilmek için değişiklikler yapıyorlar; özellikle mobil uyumlu siteler en temel değişimin başlangıç ayakları oldular. 2016 yılında mobil platformlar üzerinden internete bağlanma, masaüstü platformları açık ara geçecek. Bu yüzden mobil uyumlu içerikler daha da değerli hale gelecek.

5 - Giyilebilen teknolojilerin kullanımı artacak
2016 yılında birçok yeni giyilebilir teknoloji ürünü ile karşılaşacağız. Bu ürünlerin yaygınlaşması ile bu ürünlere uyumlu pazarlama araçlarının geliştirilmesine sebep olacak. Özellikle bu ürünlerin yaygınlaşması ile çevrimdışı (offline) ve çevrimiçi (online) pazarlama arasındaki çizgi daha da incelecek.

6 - Nesnelerin interneti (internet of things) pazarlamayı yeniden yapılandıracak
Nesnelerin interneti (internet of things) insanlar dışında başka nesnelerin de – buzdolabı, fırın, klima, saat – internete bağlanması olarak tanımlanıyor. Bu sayede internet çok gelişmiş bir veri duyma, toplama, aktarma, analiz etme ve dağıtma becerisine ulaşacak. Zira nesneler, kullanıcıları hakkında inanılmaz detaylı bilgilerin internette olmasını sağlayacak. Pazarlamacıların elinde incelenmesi ve sonuç çıkartılması geren bilgi miktarı artacak.

7 - Çevrimiçi (online) reklam maliyetleri artacak
Yıllardır çevrimiçi (online) pazarlama araçlarının daha da yaygın kullanımına şahit oluyoruz, 2016 yılında bu kullanım daha da artacak. Doğal olarak, talebin arttığı her alanda olduğu gibi fiyatlar artacak.



TÜKETİMİN YENİ AKTÖRLERİ: “Y KUŞAĞI”

Dr. İrem TÜKEL


Öz:
Tüketim, toplumsal yapıya, döneme ve kültüre göre değişkenlik gösteren sosyal bir olgudur. Özellikle modernleşme süreci ile birlikte tüketim ve tüketim toplumu kavramları toplumsal statüyü belirleyen öğeler olarak günlük yaşamda etkili olmaktadır. Tüketim kültürü, tüketim ürünlerinin ve hizmetlerinin kullanımının ötesinde, toplumsal statüyü ve kimliği tanımlama biçimi olarak giderek önem kazanmaktadır. Bu kültür, özellikle gençlik tarafından daha da önemsenmekte ve yaşam biçimlerini tanımlama aracı olarak değerlendirilmektedir. Sosyal bilimciler ve pazarlama uzmanları için Y Kuşağı olarak tanımlanan 1981-2000 yılları arasında dünyaya gelen kuşak tüketim toplumunun en aktif öğeleri olarak değerlendirilmektedir. Bu makalede, genç kuşağın, özellikle de Y Kuşağı olarak adlandırılan 1981-2000 doğumlu yüksek nüfuslu kuşağın, tüketim tercihlerinde tüketim kültürünün etkisi ele alınmış, bu kuşağın tüketim alışkanlıklarının kendileri için bir sınıf aidiyeti anlamına geldiği, kimlik oluşturmada etkili bir unsur olduğu vurgusu yapılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Tüketim, tüketim kültürü, toplumsal statü, gençlik, y kuşağı


Giriş: Tüketim toplumu tabiri post modern dönemle birlikte, özellikle Batı ülkelerinde sanayileşme sonrası ortaya çıkan toplum şeklini tarif etmek için kullanılmıştır. Seri üretimin artmasıyla hızla değişen arz-talep dengesi, üreticileri ve hükümetleri farklı politikalara iterek, üretilenlerin hızlı tüketilmesini sağlamak maksadıyla farklı yollar denenmesine sebep olmuştur. Bu yolların en önemlileri elbette kitle iletişim araçlarıdır. Gazete ve televizyonla birlikte son yıllarda bu ikisini de geçeceğe benzeyen internet, tüketim toplumunu yönlendirmede ve manipüle etmede kullanılan başlıca kaynaklardır. Baudrillard’ın belirttiği gibi, artık ihtiyaçlar medya tarafından belirlenmekte, neyin ihtiyaç olduğunu düşünecek zamanı bulamayan tüketici, önüne sunulan alternatiflere ‘evet-hayır’ cevabından birisini verebilecek kadar bir zamanı ancak bularak, bilinçsiz bir şekilde cevaplar üretmektedir (Baudrillard. 2004: 154). Baudrillard günümüz toplumlarını tüketim toplumu olarak betimlerken, bu toplumda gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığını, bireyin, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inandırıldığını vurgular. Böylesi bir ortamda tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. Postmodern tüketici, günlük mutluluk peşinde koşan, anında tatmin isteyen, ihtiyacının tatminini ertelemeyen, gelecek için bugünü feda etmeyen, geçmiş ve geleceği içerecek biçimde denemeyi büyük bir arzuyla isteyen, içerik yerine biçime daha çok ilgi duyabilen, hazcı yanı öne çıkan, kendisini tüketime hazır bir imaj haline getirmiş tüketicidir (Featherstone, 2005: 144). Akıllı telefonları, interneti, sosyal medyayı kapsayan Yeni Medya da işte bu tüketicinin taleplerini görmek üzere yapılandırılmıştır. Günümüzde milyonlarca insan, internet üzerinden alışveriş yapmakta; giysileri denemeden, parfümleri koklamadan, sebze-meyveyi dokunmadan almaktadır. Tüketim sadece maddesel de değildir; arkadaş bulmak, sohbet etmek, çeşitli aktivitelere katılmak, hatta evlenmek de internet 3 üzerinden, fazla emek vermeden, kolay ve hızlı bir şekilde yapılabilmektedir. Bu anlamda günümüz tüketim toplumlarında en çok etkilenen bireyler genç kuşaktan çıkmaktadır. Teknolojiyi, internet kullanımını ve medyayı günlük hayatlarının bir parçası haline getiren gençler için, tüketim de günlük hayata dair sıradan bir eylem olmakta ve yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak her an, her yerde gerçekleştirilen bir faaliyet olarak yer almaktadır. Tüketim Kavramı ve Tüketim Toplumu İnsan yeryüzünde yaşamaya başladığı andan itibaren tüketerek varlığını sürdürmüş olsa da, modern dönemle birlikte tüketimin anlamı ve kapsamı değişmiş, günümüzde ise tüketim yaşamı sürdürme amacının dışında, başlı başına bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bu nedenle genel olarak ihtiyaçların giderilmesi şeklinde tanımlanan tüketim, toplumsal yapıya, döneme ve kültüre göre değişkenlik gösteren sosyal bir olgudur. Durkheim’cı tanımlamaya göre tüketim etkin ve toplumsal bir davranıştır, bir zorlama, bir ahlak ve bir kurumdur. Tüketim tam olarak bir toplumsal değerler sistemi, bu terimin grup bütünleşmesi ve toplumsal denetim işlevi olarak içerimlendiği bir toplumsal değerler sistemidir (Baudrillard, 2004:95). “Tüketme” teriminin, daha çok, “tahrip etmek”, “harcamak”, “israf etmek”, “bitirmek” anlamlarına geldiği ve “tüketim” kavramı için de benzer çağrışımların geçerlilik taşıdığı ifade edilmektedir (Featherstone, 1996: 49). Ancak, tüketim olgusu sadece ekonomik anlamda ve yararcılık esprisi temelinde değil, aynı zamanda, gösterge, sembol ve işaretlerin de içinde olduğu sosyal ve kültürel bir olgu olarak görülmektedir (Bocock, 1997:13). Refah toplumuyla birlikte tüketim, reel çağrışımlarının dışında sınıf, statü, prestij, farklılık, ayrıcalık, kimlik inşası ile ilişkili hale gelmiş, günümüz ‘tüketim toplumu’nda ise kendisi bir yaşam tarzı durumundadır. 4 “Tüketim Toplumu” ya da “Kitle Kültürü” daha önce aralarında Frankfurt Okulu yazarlarının da bulunduğu birçok düşünürce eleştirilmişti. Bu düşünürler kendilerini potansiyel de olsa bir toplumsal muhalefetin parçası olarak görüyorlardı. Frankfurt Okulu teorisyenlerine göre, isteği dışında kendi hakikatine yabancılaştırılmış, iktidarca manipüle edilmiş ama yine de bu durumdan kurtulma umudunun var olduğu bir toplum söz konusudur. Frankfurt Okulu düşünürlerinden Theodore Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği adlı yapıtında ilk kez kullanılan “Kültür Endüstrisi” kavramının doğuşundan söz ederken ilk önce “Kültür Endüstrisi” yerine “Kitle Kültürü” kavramını kullandıklarını belirtmektedir. Adorno, sözü edilen kullanımın popüler sanatın çağdaş biçimi olarak algılanması olasılığına karşı ‘Kültür Endüstrisi’ ile ‘Kitle Kültürü’ arasında bir ayrıma gittiklerini ifade etmektedir. Kültür endüstrisi, eski olanla tanıdık olanı yeni bir nitelikte birleştirirken tüketicileri kendisine uydurmaktadır. Bu bağlamda da “metalaşma”, “şeyleşme” ve “fetişleşme” kavramları öne çıkmaktadır. Benjamin, Adorno ve Marcuse gibi düşünürlerin kitle kültürüne eleştirel bakışına, yirmi birinci yüzyılda kültür endüstrisinin ana sektörlerinden biri olarak yerini alan televizyonun ve reklamların konumu irdelenirken de gereksinim vardır. Tamamen bireysel bir bakış açısıyla iktidarı da muhalefeti de eleştirip dışlayan Baudrillard ise yeni tüketim toplumunun artık asıl/kopya, gerçeklik/görünüş gibi karşıtlıklar kurularak açıklanamayacağını, çünkü yabancılaşılan bir insan özünün ve hakikatinin ve buna bağlı olarak hakikati temel alan toplumsal muhalefet biçimlerinin yok olduğunu, bir simülasyona dönüşen gündelik hayatın gönderme yapabileceği dolaysız yaşam biçimlerinin ortadan kalktığını iddia eder. Baudrillard’ı sosyalist görüşten ayıran temel fark budur. Baudrillard’ın ‘Simulakra ve Simülasyon’ isimli kitabında bahsettiği yalnızlaşan toplumu düşündüğümüzde, bilgi çağıyla yaratılan ‘yapay gerçeklikte’ birey, ‘virtüel ‘avatarı’ ile bütünleşmekte ve kimliğinden uzaklaşmaktadır. Bu yapay gerçeklikte birey, kendi kendisinin kölesi olmuştur. Artık tüm sistem ve düzen değişmiştir. 5 Baudrillard’a göre, tüketim, nesnelerin yanı sıra, fikirlerin ve görüngülerin de tüketilmesini içine alır. Tüketim malları, taşıdıkları simgesel anlamlar vasıtasıyla kimliğe dair aidiyetler de taşır. Kültürel görüngülerde, imaj, işaret ve göstergelerde tüketimcilik baskın bir öğedir. Bu yüzden tüketim, günümüzde yalnızca alışveriş içeriğini oluşturan bir faaliyet değil, gösterge, sembolik temsil ve işaretlerin diline karşılık gelen bir eylemdir. Baudrillard Tüketim Toplumu (2004) adlı eserinde tüketimin her zaman semboller ve göstergelerin tüketimi olduğunu, modern toplumun tüketim kültürüne yaslandığı ve bu toplumu “tüketim toplumu” olarak nitelemenin yanlış bir şey olmayacağını kanıtlamaya çalışır (Aytaç,2006: 27-53). Tüketim, bir şeyi sarf etmek, ortadan kaldırmak ya da kaybetmeyi nitelerken bu eylemin kendisine genellikle olumsuz bir anlam yüklenmiştir. Estetik kaygılar her dönemde belli bir kimliğin ya da iktidar ilişkisinin temsiliyeti, tüketim eyleminin içinde yer alan ve tüketilen ürünle iç içe giren bir nitelik taşımaktadır. Günümüzde ise iki alanda bu durum farklılaşmıştır. Öncelikle bir malın kimlik değeri neredeyse kullanım değerinin önüne geçmiştir. İkincisi ise, bu tür kaygılar giderek bir grup seçkinin kaygısı olmaktan çıkmış ve geniş kitlelerin tanımlayıcı özelliklerinden birisi haline gelmiştir, özellikle kapitalizmin yaygınlaşmasıyla birlikte toplumlarda orta sınıf olarak adlandırılan tabakanın genişlemesi bu sınıf mensuplarınca tüketim faaliyetinin artmasına yol açmıştır. Bu özellikler başından beri tüketim sürecinin önemli bir parçasıdır. Ancak Bauman ve Baudrillard gibi düşünürlere göre günümüzde hâkim hale gelen maddi ihtiyaçların ikincilleşmesidir. Tüketim bir kimliğin ifade edilmesine, bazı değerlerin ve yaşam biçiminin ortaya konulmasına aracılık ettiği ölçüde özgürleştirici bir nitelik de taşımaktadır. Bu çerçevede post modern dönemin yaşandığı günümüz toplumlarında tüketim kültürü kavramı, bir yaşam biçimini ifade etmesiyle ortaya çıkmıştır. Günümüz toplumunda tüketim kültürü, tüketim ürünlerinin ve hizmetlerinin kullanımının ötesinde, toplumsal statüyü ve kimliği tanımlama biçimi olarak giderek önem 6 kazanmaktadır. Bu kültür, özellikle gençlik tarafından daha da önemsenmekte ve yaşam biçimlerini tanımlama vasıtası olarak değerlendirilmektedir. Tüketim kültürü kavramı, tüketim malları ve alanlarının büyük miktarda birikmesine yol açan kapitalist meta üretiminin genişlemesine dayanır. Bu durum kimileri tarafından eşitçilik ve bireysel özgürlük getirdiği gerekçesiyle desteklenirken; kimileri tarafından da nüfusu toplumsal ilişkilerden uzaklaştırması ve boş zaman faaliyetlerini ön plana çıkarması açısından eleştirilir. Tüketim kültürü, gerçekte, tüketicilerin çoğunlukla faydacı olmayan statü arama, başkalarıyla arasında fark yaratma ve yenilik arama gibi maksatlarla ürün ve hizmetleri tutkuyla arzuladıkları, peşine düştükleri, elde etmeye çalıştıkları bir kültüre karşılık gelir (Belk, 1998:105). Bu kültür, çağımızın egemen kültürel biçimini yansıtır. Yarar esprisi, doyumcul zevk arayışı, meta fetişizmi, kullan/at arzular, alışveriş bağımlılığı vs. bu kültürün tipik özelliğini oluşturur. Günümüzde tüketim, toplumsallaşmayı sağlayıcı bir unsur olarak ele alındığında birey bu toplumsallaşma sürecinde neyi, nerede ve nasıl tüketeceği konusunda bilinçlendirilir. Bu bilinçlenmeyi sağlayan da kitle iletişim araçları ve bu araçların kullandığı reklam, pazarlama ve moda gibi yöntemlerdir. Bu anlamda modern tüketim toplumunda bireylerin tüketim alışkanlıklarını edinmeleri bir sosyalizasyon sürecini ifade etmektedir. Kapitalizmin etkisinin görüldüğü toplumlarda tüketici konumunda olan bireylerin, tüketim faaliyetlerini gerçekleştirirken ihtiyacının ötesinde harcama yapması için moda, stil ve reklam gibi çeşitli pazarlama yöntemleriyle tek başına karar vermeleri engellenir. Belli bir dönemde belli tüketim normlarının yaygınlaştırılmasında bu yöntemler etkili olarak bireylere ne zaman, neyi tüketecekler öğretilir. Toplumdaki üretim tarzı da tüketim ile ilgili bu normlardan etkilenerek şekillenir. Örneğin kapitalist toplumlarda zorunlu ihtiyacın yanında yeni taleplerin doğması ve üretilen ürünlerin kısa ömürlü olması sağlanır (Ercan, 2001:124). Bu sayede kısa sürede “kullanışsız”, “demode”, “eski” hale getirilen ürünler sürekli yenisi ile değiştirilir, tüketici bireyler de kullan at kültürünün bir parçası olarak hızlı ve sürekli tüketime yönelirler. Aynı 7 zamanda modern toplum; yapısı gereği bireylere hızlı yaşama modelini sunarak tüketimi arttırıcı bir rol oynamış olur (Adıgüzel, 2001:148). Tüketim kültüründe daha fazla malın tükettirilmesine yönelik ilkelerden biri de malların hızlı bir dönüşümünün sağlanmasında ve ihtiyaçların uyarılmasının yoğunlaştırılmasında rol oynayan maddi ve estetik eskileştirmedir. Tüketim kültürünün egemen olduğu bir toplumda yeni ürünlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, sahip olunan ürünler miadını doldurmuş, bayağı, hantal, ilkel, işe yaramaz, modası geçmiş, hatta bir biçimde pespaye gibi görünmeye başlar. Ve bu ürünleri kullanmakla, bireyin kendisini eski kafalı, eski moda şeylere takılıp kalan geri bir kişi gibi görebileceği bir etki yaratılır. Bu durum, ister yemek pişirmek ya da bulaşık yıkamak, ister tıraş olmak ya da yazı yazmak olsun, gündelik yaşamın birçok alanında yeni malların satın alınması ihtiyacıyla birlikte çoğu kez kendini gösterecektir. Benzer bir şekilde, yapay ihtiyaçların sürekli olarak üretildiği ve tüketicilere dayatıldığı tüketim toplumunun kültüründe, eğer diğerleri gibi tüketmiyorsa bireyin kendisini kültürel olarak alçaldığını veya itibarını kaybettiğini hissedeceği yapay bir durum yaratılır (Bauman, 200:127). Tipik olarak, yeni şey daha yeni bir televizyon ya da daha yeni bir otomobil – bireye kendisine sahip olunmasının zorunlu olduğunu dayatır ve “kendisi olmadan daha ilkel bir çağın kaosuna geri çekileceğini bildirerek onu tehdit eder” (Douglas,Isherwood, 1999:34). Böyle bir durum, en genel anlamda malların “moda değeri” ile ilişkilendirilebilir. Bauman’ın işaret ettiği gibi, birçok tüketim malı kullanım değerlerini ya da yararlılıklarını kaybettikleri için değil, moda olmaktan çıktıkları görünüşlerinden, dünün tüketicileri tarafından seçilmiş ve alınmış mallar olarak kolayca tanınabildiği ve böylelikle mevcudiyetleri sahiplerinin günümüzün gelişmiş ve saygın bir tüketicisi olarak şimdiki statüsüne gölge düşürdüğü – için gözden düşerler ve yenileriyle ikame edilirler. Bu statüyü korumak için, piyasanın sunduğu değişimlerin gerisinde kalınmamalıdır. Onları elde etmek kişinin sosyal yetkinliğini yeniden onaylar; ancak başka birçok tüketici de aynısını yaptığında, başlangıçta ayrıcalık anlamına gelen moda parçalar 8 böylelikle “bildik” ya da “kaba “ hale gelmiş olacağından, yerlerine sabırsızlıkla başka bir şey konacaktır (Bauman, 2005:228). Bu tür bir nedenden dolayı, malların sürekli devalüasyonunu gerektirecek bir boyutta tüketimin bütün dinamiği de döngüsel bir nitelik kazanmaktadır. İçinde yaşadığımız toplumu tanımlamak için sosyal bilimciler pek çok farklı kriterlere dayanarak yeni toplumsal düzeni tanımlayacak kavramlaştırmalar öne sürmüşlerdir. Kimileri medya ve iletişim teknolojilerinin git gide artan etkisi ile bu dönemi enformasyon ve bilgi çağı olarak ifade etmekte, kimileri modernliğin bir adım ötesine vurgu yaparak post modern toplum olarak ifade etmekte, yine yaşanan bilgi ve iletişim teknolojilerine ve dünyanın küresel bir köye dönüşmesine bağlı olarak küreselleşme, sanayi sonrası toplum, gösteri toplumu gibi tanımlamalar yapmaktadır. Bu tanımlamalardan başka, günümüz toplumlarında, bireylerin tüketim yoluyla denetlendiği, tüketim olgusunun tüm toplumsal kimliklerin önüne geçtiği ve neredeyse tüm dünyada egemen olan tüketim toplumu kavramı ortaya çıkmıştır. Aydınlanma, Sanayi Devrimi gibi süreçleri izleyerek gelen modernite yaşam biçimi olarak “refahı” ön plana çıkarmıştır.Modern dönemle birlikte gelen refah toplumu tüketim arzının büyümesine, gündelik yaşamın bir ideolojisi olarak meta fetişizminin yükselişine sebep olmuş ve sonunda da tüketimciliğin parıltılı, büyülü, bir yaşamın göstergesi haline gelmesi ile günümüz toplumlarına “tüketim toplumu” olarak bir değer atfetmiştir. Veblen, Simmel, Marcuse, Baudrillard, Bauman, Ritzer, Featherstone gibi pek çok sosyal teorisyen modern toplumu, tüketen bireyler ve tüketim metaforları üzerinden anlamaya çalışmıştır. Bu sürecin sonunda modern toplumun tüm amacının “iyi yaşama” ulaşma olduğu, bunun ise tüketim performansını maksimuma çıkararak ve bir taraftan da estetize bir boyuta taşıyarak mümkün olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bauman (1999:83), tüketim kültürünü, metaların mübadele değerinin ortadan kalkması, malların “yarar işlevi” yerine “gösterge işlevi” nin ön plana çıkması olarak tanımlamaktadır. Bauman’a göre tüketim toplumunda, satın alınan, imrenilen, tüketilen şey, 9 ürünler değil, göstergelerdir. Guy Debord, (2012:48) "Gösteri Toplumu" adlı yapıtında, meta fetişizminin toplumu tahakküm altına aldığını ve insanları birbirlerinden uzaklaştırdığı iddiasını vurgular. "Gösteri, sadece sahte kullanımın hizmetkârı değildir, bizzat kendisi yaşamın sahte kullanımıdır" diyerek, şu ifadeye de yer vermeden edemez: "Şeyleşmiş insan, metayla olan samimiyetinin kanıtını herkese gösterir. Meta fetişizmi, tıpkı eski dini fetişizmin ihtilaçlı ve keramet sahibi kişilerinde görülen kendinden geçme durumlarına benzeyen ateşli coşku anlarına ulaşır". Debord, özetle, günümüz yaşamını, "gösteri"nin istila ettiğinin altını çizer. Ona göre, görülen dünya metaların dünyasıdır. Tüketim toplumunda en büyük tüketim metalaşan göstergelere yöneliktir. İnsanoğlu tarihin tüm dönemlerinde bir şeyler satın almış ve para harcamıştır. Ancak bu faaliyetlerin hepsine tüketim diyemeyiz. Tüketim toplumunu tarihin diğer dönemlerinden ayıran özelliği, tüketimin toplumunun tüm bireyleriyle tüketime yöneldiği, kafalarını tüketmeye takmış olan bireylerden oluşan bir toplum sunmasıdır. Bu toplumda her bireyin öncelikli görevi tüketmektir. Bu anlamda tüketim toplumu kavramı, akılcılık, çilecilik ve ilerleme inancı üzerine kurulu olan bir üretim toplumundan, bireyin sistemin işleyişine, yalnızca emeğiyle ve düşüncesiyle değil, aynı zamanda, kendi tüketimini yönlendiren ve yalnızca üretim sistemi içinde sahip olduğu yerin birer sonucu olmayan, arzu ve gereksinmeleriyle de katıldığı bir topluma geçişe işaret etmektedir. Günümüz tüketim toplumunda tüketimin sığası her geçen gün artarak kitleye sunulan seçenekler sınırsız ölçüde çeşitlenmektedir. Tüketimin büyüsü giderek daha fazla insanı etkilemekte, yaşamlarımızda tüketimci eylemlerin payı artış göstermektedir. Modern bireyin boş zaman deneyimleri bir yandan zenginleşmekte, öte yandan tamamen tüketimin egemenliğine girmektedir. Örneğin, yılın belirli dönemlerinde kutlanan özel günler, hediyelik eşyalar, oyuncaklar, bilgisayar oyunları, VCD/DVD filmler, spor salonları, özel tasarım giysi ve ayakkabılar, mücevherler, Coca Cola, Nescafe, bira, viski, Türk Kahvesi, Hamburger, Big Mac, Pop Müzik, Popüler Dergi, Pizza Hut, Burger King, McDonald’s, Disneyland, Blue 10 Jean, Victorias Secret vs. gibi değişik tüketim markaları her geçen gün hayatımıza daha fazla girmekte, küresel ölçekte yaygınlaşmakta ve farklı sosyal sınıf/statülerde olan insanlara ortak bir yaşam tarzı sunan aitliklere ve alışkanlıklara dönüşmektedirler. Günümüz toplumlarında tüketimin başdöndürücü yayılımı, tüm yaşamsal alanlarımızı kuşatarak “–mış gibi hayatlar” yaşamamıza sebep olmaktadır. Bir kimlik edinme, aidiyet duygusu yaratmada aracı olan tüketim, yaşamlarımızı büyülerken ve bizler büyülenerek bitimsiz arzuların peşinden koşarken, aslında yaşam üzerindeki iktidarımızı yitirmekteyiz. Ritzer (2006:63), bu noktada, modernite sonrası tüketim araçlarını elinde bulunduranların sonsuz tüketim hırsını körüklemek amacıyla dünyayı “eğlenceli” kılarak yeniden büyülediklerini ileri sürüyor.“Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek” adlı eserinde, Disney dünyasından yola çıkarak yeni tüketim araçlarını ve bu araçların bireyler gözünde artan değerini “tüketim katedralleri” metaforuyla betimliyor. Tüketim katedralleri ile tüketim eylemine dinsel/kutsal bir anlam yüklenerek bireylerin yeniden büyülendiğini belirtiyor. Tüketim katedralleri, büyülü olmanın yanı sıra oldukça akılcılaştırılmış toplumsallaşma alanları olarak günümüz toplumlarında karşımıza çıkmaktadır. Bu tüketim katedrallerinin sınır tanımaz yükselişi, hayatlarımızın odağına yerleşmeleri, sonuçta, bir “hiper tüketim ve simülasyon” çağında yaşadığımız gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor. Bu süreçte tüketime dayalı ortamlar dışında kalan diğer sosyal ortamlar da, (örneğin hastaneler, müzeler, dini kurumlar, üniversiteler ve top sahaları da) tüketim katedrallerini taklit ederek, birer alışveriş merkezi haline gelmekte, insanların tüketme faaliyetlerini gerçekleştirebileceği ortamlara dönüşmektedir. Tam da bu yüzden günümüz tüketim toplumunda bireyler artık, tüketim faaliyetlerini gerçekleştirmek için mutlaka bir alışveriş merkezine gitmeye gerek duymazlar. Evlerinde bilgisayar karşısında, havaalanında uçağa binmeden, bir sanat galerisine gittiğinde, öğrenciler üniversite kampusunda vakit geçirirken de tüketim faaliyetinde bulunabilirler. 11 “The Theory of Leisure Class” adlı çalışmasıyla tanınan Amerikalı sosyolog Veblen’in “Gösterişli Tüketim Kuramı” tüketim kuramları arasında oldukça sık bahsedilen bir kuramdır. Endüstriyel kapitalizmin gelişmesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde tüketim grupları oluşmaya başlamıştır. Bu gruplar arasından imalat ve ticaret yaparak zengin olan Kuzey Amerika’nın yeni zengin sınıfı Veblen’in çalışmalarının odak noktasını oluşturmaktadır. Veblen 19. yüzyılda oluşan Amerikalı yeni zengin sınıf ile ilgilenir, bu sınıf Avrupalı Aristokrat yaşam tarzını taklit eden sınıftır. Veblen’e göre bu sınıf, kendilerini ve statülerini belirtmek için tüketimi kullanan yeni bir burjuva ve aylak sınıfıdır. Bu kişiler statülerini iş ve çalışma yerine, tüketim eylemi aracılığıyla belirler. XX. yüzyıl başında Veblen, çeşitli malları tüketme motivasyonunun geçim değil, insanlar arasında kıskandırıcı farklılıklar için zemin yaratma olduğunun altını çizer. Bu tür mallara sahip olmak, sahip olanlara daha yüksek prestij imkanı tanıyacaktır: “Hangi malları tüketeceklerine karar verirken insanlar nihai olarak tabakalaşma sisteminin en tepesindeki sınıfın davranışlarını taklit eder. Bu sınıfın beğenileri sonunda tabakalaşma hiyerarşisinde aşağıya iner ve birçok insan tabakalaşma sisteminde hemen üstlerinde yer alan sınıfın elindekileri taklit eder olur” (Ritzer, 2000: 249). Gösterişli tüketim (conspicuous consumption) kuramı ile Veblen toplumsal sınıflar ile tüketim olgusu arasında oldukça sıkı bir bağ kurmuştur. Günümüz toplumlarında aradaki bu bağın özellikle genç kuşakta kendini gösterdiğini görüyoruz. Gençler tükettikleri ölçüde toplumda var olabileceklerine inanarak tüketim faaliyetleriyle kendilerine bir yer edinmeye, bir kimlik kazanmaya, bir aidiyet yaratmaya çalışmaktadırlar. 2. Genç Kuşak ve Tüketim faaliyetlerinde yaşanan değişim toplumsal gruplarda kendini somutlaştırmış, toplumsal grupların tüketim eğilimlerinde farklılaşmaya yol açmıştır. Tüketim kültürü, tüketim ürünlerinin ve hizmetlerinin kullanımının ötesinde toplumsal statüyü ve kimliği 12 tanımlama anlamında giderek önem kazanmaktadır. Bu kültür ve onun getirdiği yaşam tarzı gençlik tarafından daha da önemsenmekte ve yaşam biçimlerini tanımlama yolu olarak değerlendirilmektedir. Modern toplumlarda tüketim daha çok toplumsal statünün ve kimliğin bir göstergesi haline gelmiş ve bu eğilimin meşrulaşmasında da kitle iletişim araçları tarafından sunulan moda ürünler ve yeni yaşam tarzları etkili olmuştur. Bu süreçte ise gençler kitle iletişim araçları ve reklamlar aracılığıyla tüketicilere ulaştırılan ürünlerden en çok etkilenen toplumsal kesim olmuştur. Gençler tüketici olarak pazarda önemli bir yere sahiptirler. Çünkü bu grup hâlihazırda bir pazardır ve geleceğin de yetişkin pazarını oluşturacağı için üzerinde önemle durulması gerekir. Bu geniş nüfuslu pazarı fark eden reklamcılar ve pazarlamacılar da özellikle gençlere yönelik ürünlere vurgu yapmakta, ya da genç nüfusun yaşam tarzını pazarlamaktadır. Gençlerin yaşam alanlarından birisi de tüketici olarak üstlendiği roldür. Tüketicilik, tüm yaşam boyunca sürdürülen bir aktivitedir. Yapılan bu iş kültürel, sosyal, psikolojik ve ekonomik değişkenlerin etkisi ile bireylerin satın alma tarzının oluşmasına yol açmaktadır. Bu tarz, satın alma kararlarını büyük ölçüde etkilemektedir. Gençler tüketici olarak pazarda önemli bir yere sahiptirler. Çünkü bu grup hâlihazırda bir pazardır ve geleceğin de yetişkin pazarını oluşturacağı için üzerinde önemle durulması gerekir. Kuşaklar üzerine çalışmalar yapan sosyologlar ve pazar analistlerine göre, günümüz genç ve çocuk pazarı önceki kuşaklardan farklı ve daha güçlüdürler. Bunun nedeni, günümüz çocuk ve gençleri ebeveynlerinin sahip oldukları bilgi birikimine hali hazırda sahiptirler. Bu nedenle daha farklı arayışlar içindedirler. Bu kuşak için farklı olmak önemli bir özelliktir (Ebenkamp, 199:5). Günümüz gençleri olaylar karşısında daha gerçekçi davranmakta ve fayda-değer kavramlarına çok önem vermektedir. Çoğunlukla bireyselliği tercih etmekte ve kendilerince belirledikleri yaşam tarzını benimsemektedirler (Mitchell, 2004:123). Bununla birlikte grup üyeliği de önemli olmaktadır. Özellikle gençler arasında dikkat çeken gruplara üyelik ve ait olmak 13 istediği gruba uygun yaşam tarzına sahip olmak oldukça önemlidir. Bir diğer önemli özellikleri teknolojiden çok yoğun şekilde yararlanmalarıdır (Brier, 2004:15). Küçük yaşlarda teknoloji ile tanışan bu grup için hız ve kolaylık önemli unsurlardır (Cui, Trent, Sullivan, Matiru, 2003:311; Corbit, 2005:18; Gardner, Eng, 2005:.40). İş hayatına atılmış gençlerin kendi özelliklerini iş hayatına yansıttıkları ve ebeveynlerine göre iş hayatına farklı bakış ve uygulamalar getirdikleri ileri sürülmektedir. Örneğin gençler için işlerinde yaratıcılık, çok yönlülük ve zaman en önemli konulardır. İşlerinde açıklık, şeffaflıktan hoşlanmakta, sorumluluk alıp uygulamaktan kaçınmamaktadırlar. Ancak yaşam tarzlarına ters düşen iş ve görevlerden uzak durmaktadırlar. Çünkü yaşam tarzları işten önce yer almaktadır (Streeter, 2004:12). Bu farklılıkları tüketici kimliklerine de yansımaktadır (Weiss, a, 2003,s.28). Alışveriş onlar için eğlence anlamına gelmekte ve çoğunlukla büyük alışveriş merkezlerini tercih etmektedirler. Alışveriş merkezleri bu yaş grubu için sosyalleşme ve bir gruba ait olma anlamına da gelmektedir. Genç kuşakta da önceki kuşaklar gibi marka bilinci ve tercihi bulunmaktadır. Marka sadakatlerinin olmadığı ileri sürülmektedir. Yeni ve moda olan ürünler ve markalar çok çabuk kabul görmekte ve yaygınlaşmaktadır (Capital, 2000:96-97). Ürün marka hakkında bilgi almak için internet önemli bir bilgi kaynağıdır. Ayrıca kendi aralarında geniş bir iletişim ağına sahiptirler ve yeni çıkan ürünler hakkında çok çabuk bilgi sahibi olmaktadırlar. Önceki kuşaklardan farklı olarak, reklam mesajlarında abartı ve aşırı duygulardan ziyade mizah ve doğrudan gerçeği ifade eden mesajları tercih etmektedirler (Freestone, Mitchell, 2004:123). Araştırmacılar bu genç kuşağın zor bir tüketici kitlesini oluşturduğunu, bu kuşakla birlikte pazar yapılarında büyük değişimlerin görüleceğini ileri sürmektedirler. Bu nedenle üzerinde önemle durulması gereken bir tüketici grubu ile karşı karşıya olunduğunu ifade etmektedirler (American Demographics, 2002-2003, s.1). genel olarak 2000’li yılların gençliğinin özellikleri olarak sayılsa da yukarıda verilen özellikler, bu grup kendi içinde de Y Kuşağı olarak bir önceki genç kuşaklardan farklılaşmaktadır. 14 3. Y Kuşağı Sosyal bilimciler tarafından 1981–2000 yılları arasında dünyaya gelen kuşak Y Kuşağı olarak tanımlanmakta ve ülkemiz nüfusunun da %25’ini oluşturmaktadırlar. Özgürlüklerine düşkün, teknolojiye tutkun bu yeni kuşak, otoriteye meydan okumayı seven, ailelerini de patronu da sorgulayan bireylerden oluşmaktadır. Sadık değiller, hızlı düşünebiliyorlar, savaş ya da kıtlık görmedikleri için yoksunluk nedir bilmiyorlar. Kendilerini seviyor, kendilerine güveniyor ve değer veriyorlar. Y Kuşağı kavramının aslı İngilizce Gen Y’den gelmektedir. Açılımı ise "Generation Youth", yani "Genç Nesil". Pazarlama dünyasının yeni gözde kitlesi olan Y Kuşağı’nın medya kullanım ve satın alma alışkanlıklarını anlamak için ABD’de yapılan araştırma, bu kuşağın kendinden öncekilerden çok daha farklı olduğunu gösteriyor. Amerika’nın önde gelen bağımsız pazarlama ajanslarından Barkley’in 5000’den fazla gencin katılımıyla yaptığı anketin sonuçları bizlere, Y Kuşağının sosyal medya ve teknoloji kullanımı başta olmak üzere, pazarlama, seyahat, giyim-kuşam, yeme-içme alışkanlıklarında kendinden öncekilerden farklılıklarını ortaya çıkarmaktadır. Warc internet sitesinin verilerine göre Ağustos 2011’de yayınlanan araştırma 5,000 kişinin katılımıyla gerçekleştirilmiş ve 16- 32 yaş aralığındaki Y Kuşağı’nı, 33-46 yaş aralığındaki X Kuşağı ve 47-66 yaş arasındaki Bebek Patlaması (Baby Boomers) Kuşağı ile karşılaştıran bulgular elde edilmiş. Medya, pazarlama, boş zaman faaliyetleri, yeme-içme,gezme alışkanlıkları üzerine odaklanan bu araştırmanın sonuçlarından yola çıkarak bu kuşağın tüketim faaliyetleri, tüketim alışkanlıkları üzerine bir yorum yapabiliriz. ABD’nin en büyük bağımsız pazarlama ajanslarından biri olan Barkley’in Service Management Group ve Boston Consulting Group ile beraber yaptığı anket çalışmasına göre Y Kuşağı’nın çarpıcı özelliklerinden bazıları şöyle (Fromm, 2011): 15 Internetteki kampanyaları daha çok görüyorlar. Y Kuşağı’nın %40’ı, diğer kuşakların ise %22’si sosyal medyada marka pazarlama çalışmalarıyla karşılaştığını hatırlıyor. Diğer kuşaklar, gazete ve doğrudan pazarlama aktivitelerinden daha çok etkileniyor. Televizyona ve basılı medyaya daha az ilgi duyuyorlar, interneti tercih ediyorlar. Y Kuşağı’nın sadece %26’sı haftada 20 saatten fazla TV izlediğini belirtirken bu oran diğer kuşaklar için %49. Y Kuşağı’nın %42’si bilgisayarında TV programı izlerken diğer kuşakların sadece %18’i bunu yapıyor. Arkadaşlarının onları onaylamasını istiyorlar. Y Kuşağı’nın %70’i arkadaşları onların önerilerini kabul ettiğinde çok seviniyor. Bu oran diğer kuşaklarda %48’e düşüyor. Mobil araçlar onlar için bilgi kaynağı. Y Kuşağı temsilcilerinin %50’si, diğer kuşakların %21’i dışarıda alışveriş yaparken ürünlerle ilgili araştırma yapıyor akıllı telefonlarında. Yeni yerler görmeyi daha çok seviyorlar. Y Kuşağı’nın %70’i bütün kıtaları bir kere görmek istediğini belirtirken, diğer kuşaklarda bu oran %50’nin altına düşüyor. Mağazalardaki satış elemanlarının moda bilgisi, satın alma kararlarında etkili. Özellikle kadınlar, satış elemanlarının son trendler ve moda ile ilgili bilgilerine önem veriyor. Y Kuşağı’nın %29’unun satın alma kararında önemli olan bu etken, diğer kuşakların %19’u için etkili. İndirimler ve promosyonlar ise daha yaşlı kuşakların %65’ini çekerken Y Kuşağı’nın %51’ini çekiyor. Y Kuşağı’nı anlamanın pazarlama dünyası için önemini Barkley’in yöneticilerinden Jeff Fromm şöyle açıklıyor: “Y Kuşağı, Bebek Patlaması Kuşağı’ndan daha büyük ve X Kuşağı’ndan üç kat daha fazla kalabalık. Pazarlama dünyasının Y Kuşağı’nın ihtiyaçlarını, zevklerini ve davranışlarını anlaması, şu anki ve gelecekteki kararlarını etkileyecektir”. Barkely’in yaptığı araştırmadan yola çıkarak, Y kuşağının tüketim alışkanlıklarının kendinden önceki kuşaklardan daha farklı olduğu, internet kullanımı günlük hayatlarının bir parçası haline getirdikleri, teknolojiyi de tüketim faaliyetlerini yerine getirirken kullandıkları, 16 yeniliklere açık oldukları ve referans grupları olarak kendi arkadaş gruplarından kişileri kabul ettikleri sonuçlarına varabiliriz. Y Kuşağının en belirgin özelliği “Kazanmadan Harcamak”. Bu anlamda tam da Veblen’in gösterişli tüketim kuramında tanımladığı aylak sınıfın bu kuşağı tanımladığını söylenebilir. Y Kuşağının "olmazsa olmaz" özelliklerinden birisi, bazı ayırt edici aksesuarlara sahip olmak. Bunlardan en önemlisi ise cep telefonu, ancak öyle sıradan bir cihaz olmamak kaydıyla. Her şeyden önce çok pahalı ve çok gösterişli olmalı, kameralı olmalı ve en yeni ve en son model olmalı ve tabiî ki internet bağlantısının her an her yerde en hızlı şekilde olması. Y Kuşağı, özellikle kazanmadan harcadıkları için, tam bir alışveriş gurusu olma özelliğine sahip. Araştırmalara göre Y Kuşağı Türkiye nüfusunun %25’ini oluşturuyor. Bir yandan özgürlük peşinde koşup tüm dünyayı gezme hayalleri kurarlarken, diğer yandan ailelerinden bağımsız bir hayata atılmaktan kaçıyorlar. Her zaman arkadaş gruplarıyla birlikte olmaya gayret ediyorlar. Teknolojik yenilikler, kısa sürede yaşamlarının standardı haline geliyor. "Online" yaşayan bu kuşak, zamanlarının büyük bölümünü monitör karşısında geçiriyor. Y Kuşağı için internetin çok önemli bir yönü daha var. İnternet üzerinden istediği ürünü kredi kartı aracılığıyla satın alabiliyorlar. Y Kuşağının %87'si geçimini harçlıklarla sağladığı için çalışmama ve hazırdan geçinme en karakteristik özellik iken, aile ve çevre baskısıyla bir işe başlamaları sırasında da birbirine benzer tablolar sergileniyor. En dikkat çekici özellikleri ise sürekli konuşmaları ve sürekli kendilerini öne sürmeleri. İşe başladıkları ilk günün ilk saatlerinden itibaren çevresinde çok fazla etki uyandırmak gayretine düşüyorlar. Y Kuşağının asıl ilham kaynağı ise görselliği sonuna dek kullanan medyadır. Medya araçlarında örnek olarak gösterilen popüler yüzler, şarkıcılar, film yıldızlan, sporcular birer kukla misali, gençlerin önüne sürülüyor. Reklamlarda, gençlere tüketim ve gösteriş ağırlıklı bir rol biçiliyor, sapmadan izleyecekleri yol dikte ediliyor. "Gençlere özel", "özgür ol", "farklı ol" gibi telkinler sesli ve görüntülü reklamlarla zihinlere kazınıyor. 17 Marka ve pazarlama konularına odaklı tüketici tercihleri üzerine araştırmalar yapan ACNielsen tarafından hazırlanan 2005 yılına ait "Gençlik Profili Araştırması" sonuçları bu esaretin boyutlarıyla ve mahiyetiyle ilgili önemli ipuçları veriyor. İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum illerinde 1050 gençle yapılan araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun % 25’ini oluşturan 12-22 yaş arasındaki gençlerin marka tutkusu önceki yıllara oranla hızla artmakta. Harcama kalemleri 12-18 yaş arası gençlerde eğlence; 19-22 yaş arası gençlerde ise giyim, sinema, fast-food mekanları gibi sosyalleşme odaklı gerçekleşmiş. Tüm ürün ve hizmet grupları içinde Amerikan menşeli spor giyim markası Nike gençlerin bir numarası. İlk beşteki tek teknoloji markasının Nokia olması dikkat çekici bir diğer nokta. Gençlerin verdiği cevaplar, yukarıda da belirtildiği gibi, marka seçiminde arkadaşlarının ve reklamların etkisini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre eğlence için internet kullanımı 12-18 yaş arası gençlerde % 48'den %70'e çıkarken, 19-22 yaş arası gençlerde %52'den %72'ye çıkmıştır. Gençler arasında cep telefonu sahiplik oranı ise %76. Gençlerin cep telefonu alırken en çok dikkat ettikleri unsur % 43,6'lık oranla biçim ve görünüş. Fiyat ise %33,8'lik oranla ikinci kriter oluyor. Pazarlamacılar için Y Kuşağı çok büyük bir fırsat demektir. Bu iyi eğitimli, geniş sosyal ve ekonomik imkânları olan, televizyon izlemeyen, çok fazla okumayan bu büyük potansiyelli hedef kitleye pazarlamacılar, reklamlar nasıl ulaşacak? Bu geniş grubun daha fazla tüketmesi nasıl sağlanacak? Bu sorulara cevap arayan pazarlama uzmanlarına göre bu noktada işin sırrı, “pazarlamamaktan” geçmektedir. Çünkü bu grup tüketmek için ihtiyaçları olan bilgiyi reklamlardan, pazarlamacılardan, medyadan değil birbirlerinden almaktadırlar. Pazarlama dünyasının ne dediğiyle değil, kendi küçük gruplarının ne dedikleriyle ilgilenmektedirler. Bu grubun kanaat önderleri yine kendi grubundan arkadaşlarından oluşmaktadır... Bu noktada pazarlamacılar Y kuşağının yaşam tarzına değer vermedikleri sürece bu kuşağa ulaşamayacaktır. Y Kuşağının temsilcileri için tüketim artık bir yaşam tarzı demektir. Onlar tükettikleri ürünlerle hangi sınıfa ait olduklarını belirlerler. Bu kuşak için 18 tüketim gündelik hayattan bağımsız bir faaliyet değil, yaşamın içinde olağan bir süreçtir. Tüketmedikleri bir hayat onlar için söz konusu olamaz. Üstelik tüketim yalnızca eşyaların, malların satın alınması demek değildir. Tüm yaşam alanında kültürel süreçleri içeren bir faaliyettir. Y Kuşağı için dinledikleri müzik türü de, izledikleri filmler de, tatil için tercih ettikleri yerler de birer tüketim nesnesidir. Tercihleri yaşam tarzlarını belirtmede, kimliklerini oluşturmada birer etkendir. Kim olduklarını, hangi gruba ait olduklarını tüketim ritüelleri ile ortaya koyar ve hatta herkesin de görmesini sağlarlar. Tüm bu nedenlerden ötürü Y Kuşağı için tüketim var olmalarının bir parçası ve toplumsal yaşamda sahip oldukları statüyü belirtme, ait oldukları sınıfsal yapıyı göstermek için bir araç anlamına gelmektedir. SONUÇ Tüketim olgusunun insan var olduğundan beri olduğu açıktır, ancak günümüz toplumlarını önceki dönemden ayırarak, “tüketim toplumu” adını alan toplum yapısı farklı olarak, tüketimi bir yaşam tarzı haline getirmiştir. Bu nedenle tüketim kavramının ekonomik anlamının yanı sıra sosyolojik boyutu olduğu bir gerçektir. Modernleşme süreciyle birlikte tüketim ürünlerinin kullanımının ötesinde toplumsal statüyü ve kimliği tanımlama biçimi olan tüketim kültürü giderek önem kazanmıştır. Bu kültür, kitle iletişim araçlarının da etkisiyle yaş, cinsiyet, eğitim, meslek ve sosyal sınıf farkı gözetmeksizin toplumun her kesimini etkilerken, özellikle de gençlerin yaşam tarzı üzerinde önemli bir belirleyici haline gelmiştir. Sosyal bilimciler tarafından 1981-2000 yılları arasında doğan kuşağa İngilizce Generation Youth’tan gelen Generation Y- Y Kuşağı adı verilmektedir. Bu kuşak yaşanan hızlı teknolojik değişimler ışığında kendinden önceki kuşaklardan ciddi anlamlarda farklılaşmaktadır. Yoğun teknoloji kullanımı, bilgiye anında ve her yerden ulaşım imkânı, küreselleşmenin toplumsal yaşama etkisi ile değerlerin farklılaşması gibi sebeplerden ötürü bu kuşağın temsilcileri hayata farklı bir pencereden bakmaktadır. Farklı yaşam tarzı tüketim alışkanlıklarına da yansımış, bu 19 yoğun nüfuslu ve her an her yerde tüketen kitleyi pazarlarına çekebilmek için pazarlamacıların, reklamcıların daha farklı bir strateji izleyerek çalışması gerekmiştir. Rol modellerini kendi arkadaş gruplarından seçen, çabuk sıkılan, dikkati çabuk dağılan, her an her yerde online olan, alışverişi eğlence, eğlenceyi ise bir yaşam tarzı olarak gören bu kitle sürekli tükettikleri için pazarlamacılar için hem çok büyük bir fırsat oluşturmakta hem de artık seçeneğin çok olduğu pazarda, kandırması zor bir kitle oldukları için dikkat ederek yaklaşılması gereken, geleneksel pazarlama stratejilerini kullanmadan ulaşılması gereken bir grubu temsil etmektedir. 


Satış ve Pazarlamanın Gelişimi

Ahmet Üveysi İlhan

Geçmişi insanlık tarihi kadar eski, üretim ve ilişkiler bütünü olan “Satış ve Pazarlama” basitten karmaşığa bir süreç gibi görünse de temeli üretim, gereksinim ve insan ilişkilerine dayanır. Bu süreç bireylerle başlayıp, sonraları topluluklar ve ülkeler arasında bir ilişkiler yumağına bürünmüştür. Tarihte ilk insanların ürettikleri ve avladıklarını birbirleriyle değiştirdikleri(takas)bilinmektedir.

Başlangıçta kâr, çıkar ve hırs taşımayan bu ilişki insanlığın değişimi, ilkel düzenden yerleşik düzene geçişi;özel mülk anlayışıyla birlikte tarımın ve ticaretin gelişmesiyle kurallarını da beraberinde getirdi. Özel mülk ve paranın insan yaşamına egemen olmasıyla üretimde ve ticarette “mal” ve “değer” kavramlarını oluşturdu.

Üretim, mal, para, değer, ticaret, pazarlar Satış ve Pazarlama faaliyetlerini ve sistematiğini oluşturdu. Üretim için çalışanlar (Köle, ırgat, işçi), üretim aletlerini ve malı elinde tutanlar (Toprak sahipleri, derebeyleri; Sanayi devrimiyle fabrikatör,patron) ve bir de ticaret ve satış-pazarlama faaliyetleriyle doğrudan uğraşan Tüccarlar ve Satıcılar satış ve pazarlamanın olmazsa olmazı durumuna geldiler.

Tarihte “İpek ve Baharat Yolu” Avrupa (İngiltere, Fransa, İspanyol’lar) ve Asya’daki (Hindistan ve Çin) ülkelerde yoğun bir ticari hareket gözlenmektedir. Bu faaliyetlerde İpek yolu bir pazarlama yolu özelliğine sahiptir. Dünya’nın öküzün boynuzları üzerinde düz bir tepsi gibi olduğu ilkel kilise inancı keşifler, deniz ve deniz aşırı seferlerle yerini artık Dünya’nın yuvarlak olduğu inancına bırakmış; yeni ülkelerin özellikle de Amerika anakarasının keşfi özellikle İngiliz, Fransız ve İspanyolların Emperyalist amaçlı ve talana dayalı seferleri ve ticaretleri sonucu “Sermaye birikimi” ve ardından Sanayi Devrimiyle Kapitalizm ve kapitalizmin zihniyet yapısı oluşmuş; Makyavelist “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır.”ilkesi Kapitalizmin ve kapitalist ekonominin ruhunu ve ana ilkesini oluşturmuştur.

Barbarca fetih ve talanlar sonucu Servet ve Altın’a hücumla oluşan “Sermaye birikimi”nin işe ve yatırıma dönüşmesini buyuran Hristiyan Kalvenist akımın etkisiyle yatırım, üretim ve kazanç döngüsünü acımasız bir ilke haline getirmiştir.

İslam dininde ticaretin ve tüccarın övüldüğü, ticaretin “Peygamber mesleği” olduğu gerçeğine rağmen Avrupa da bu gelişmeler yaşanırken; duraklama ve gerileme dönemine girmiş Osmanlı İmparatorluğu mevcut sermaye birikimini üretime ve yatırıma dönüştürememiş ve yenilikleri,yenilikçi girişimleri reddeden Saray ve Uleması Osmanlının sanayileşmesini engellediği gibi yıkımında nüvelerini oluşturmuştur.Oysa İslamiyetteki “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya -çalış-,yarın ölecekmiş gibi ahirete -ibadet et-”ilkesi göz ardı edilmiştir.

Kapitalizmin bu ilkesi çerçevesinde pazarlama artık; üretilenin her ne pahasına olursa olsun satışı şeklinde aşağıdaki kurallarla yürütülmüştür:

1- Kâr üretimin olmazsa olmazıdır.
2- Ürettiğini satmak zorundasın.
3- Pazarlama üretilen malların satışıdır.
4- Müşteri önemli değildir; önemli olan firmanın bekası ve yüksek amaçlarıdır.

Ürün ve arz odaklı, talebi önemsemeyen bu anlayış 1930′larda dünyada yaşanan ekonomik krize kadar devam etti. Oysa üretilen her malın mutlak müşterisinin olmadığı yeni anlaşılmıştır. Bu döneme kadar pazarlama değil,gerçekte pazarlamama gerçekleşmiştir. Pazarlamadaki bu kaos ve açmaz yerini pazarlamadaki gerçek ve zorunlu anlayış değişikliğine bırakmıştır, artık;

– Kâr amaçlı olmaktan çıkmış, tüketici ve müşteri istek ve gereksinimleri doğrultusunda, yani insan odaklı olmuştur.
– Gereksinimler ve akıllı istekler doğrultusunda (Arz-talep yerini talep-arza bırakmıştır) üretim yapılmalıdır.
– Pazarlama sat – kurtul anlayışı ile değil, tohumu toprağa atmadan, üretim alanını kurmadan,yani üretim öncesi başlayan ve üretim sonrası,satış öncesi ve sonrası hizmetler bütünüdür.
– Müşteri velinimettir, her şey odur. Üretimin amacı müşterinin, tüketicinin kendisidir. Patron müşteridir,tüketicidir,yani insandır.

– Bu noktada Pazarlamacı sadece yönetici ve koordinatördür; tüketiciyle ortak paydadadır.
Tüketicinin, müşterinin velinimet, kral, kraliçe olduğu; amacın ne pahasına olsa kar olmadığı, tüketici ve toplumun istek ve gereksinimleri doğrultusunda aynı zamanda da yarar sağlamak olduğu, kazanımların elde tutulup geliştirilmesi anlayışı özellikle 20 Yüzyılın ikinci yarısından sonra günümüze kadar özü bir,ancak uygulamaları değişik yöntemlerle gelişmesini olumlu yönde sürdürmüştür.

Pazarlama, kâr ve yarar sağlayan müşterilerin kazanılması ve uzun vadede elden çıkarılmamasıdır. Bu anlayış mihverinde Pazarlama da değişim ve gelişimin aşağıdaki “Zihinsel düzlemde” gerçekleştiğini görebiliyoruz. Pazarlama, artık üretici-tüketici, arz-talep endeksinden sıyrılmalıdır. Pazarlamada üreticinin, yönetim bürokrasisinin egemenliği, yerini çalışanlarında katılımına bırakmıştır. Yani girişteki güvenlik görevlisinin eğitimi; müşteriye “güler yüzlü” hoş geldin ifadesi pazarlama sürecinin önemli bir parçasıdır. Pazarlama tüketici gereksinimi ve geri bildirimiyle şekillenmek zorundadır; müşteri memnuniyeti, anket çalışmaları ve müşteri öneri ve şikayetlerinin akılcı değerlendirilmesi şarttır. Pazarlamada “X” metre karelik açık ve kapalı üretim alanları dış dünyaya göre yapılanmak zorundadır. Yani mahalli, bölgesel değil, küresel olmalıdır.

  • Pazarlama artık bir faaliyet olmaktan öte “entelektüel” bir zihniyet değişimi olmak zorundadır.
  • Pazarlama sorun yaratıcı değil, problem çözücü olmalıdır.
  • Pazarlama mekanizmasında yer alan öğeler arasında salt rekabet değil, olumlu bir denge unsuru,işbirliği,tatmin ve motivasyonun egemen olması esastır.
  • Pazarlama monoton, durağan ve tutucu anlayıştan sıyrılıp, dinamik ve diyalektik bir seyir izlemek zorundadır.
  • Pazarlama ve pazarlama programları içe kapanık değil, sosyal işleve sahip ve sosyalleştirici olmalıdır.
  • Pazarlama ve pazarlama programları, çevreyi ve doğayı yıkıma uğratan;doğal ve tükenebilir kaynakları kullanmaya yönelik olan değil,çevreyi koruyan, geliştiren,alternatif kullanım alanlarını programında ilke edinir olmalıdır.Miras yiyici değil,miras bırakıcı olmalıdır.
  • Pazarlama ve pazarlama programları kurallar silsilesinin panolarda, kullanım kılavuzunda yer alan bir süs çiçeği değil, uygulanabilir olması gerçeğidir.
  • Pazarlama kulağa hoş gelen, kazandıran ve yarar sağlayan bir senfoni olmalıdır.