Kurumsal Sosyal Sorumluluk
İş Ahlakı/İş Etiği dersleri ortaya çıkmadan önce, okullarda "İş ve Toplum" dersleri vardı ve bu derslerde çalışma yaşamına dair ahlak sorunları işlenmekteydi. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramı ilk kez Bowen'in aynı ad altında (Social Responsibilities of Businessman) yayımladığı kitabı ile gündeme girmeye başlamıştır. Bu konu yani kurumsal sosyal sorumluluk konusu 1960'lı yılların sonundan 1980'li yılların başına kadar epeyce ilgi görmüştür ve bu konuda çok sayıda eser ortaya konmuştur. Konuyla ilgili ve daha ileri boyutlarıyla çevre ve işletmelerin çevreyle ilgili sorumlulukları üzerine bir çok kitap yazan Rogene Buchholz Kurumsal Sosyal Sorumluluk anlayışını meydana getiren temel fikirleri aşağıdaki gibi özetlemiştir (Gummerson,2000 (T.Uyar));
1- Kurumların ürün üretmek ve kar etmenin ötesinde sorumlulukları vardır.
2- Bu sorumluluklar özellikle kendilerinin de ortaya çıkmasına yardımcı oldukları sosyal problemlerin giderilmesi ile ilgilidir.
3- Kurumların her bir paydaşın tek başına sahip olduğundan daha fazla sorumluluğu vardır.
4- Kurumların etkilerin bulundukları pazarın ötesindedir.
5- Ekonomik değerlerin dışında çok daha geniş bir yelpazedeki insani değerlerin temsilcisi konumundadırlar.
Kurumsal sosyal sorumluluk kavramının geliştirilmesi ve hayata geçirilme çabalarının yoğunlaşmasında 1970'lerdeki uluslararası rüşvet skandallarının yarattığı ahlaki kaygıların önemli etkisi olmuştur. Bu ilgi ve kaygılar sonucu kurumsal sosyal sorumluluk kavramı içeriklendirilirken en fazla üzerinde durulan meselelerden biri finansal kurumlarda görevin kötüye kullanılması, yetkinin istismarı iken bir diğeri de ticari rüşvetler, aldatıcı reklamlar, aldatıcı satış uygulamaları idi. Bütün bunlar ahlaki olmayan pazarlama uygulamaları olarak ele alınmaktaydı. Bu çalışmaların sonunda ortaya pazarlama etiği ve bunu açıklayan bir takım kurallar, normlar belirlenmesi yoluna gidilmiştir.
Bu konuda kafa yoranlar hem o günlerde iyice gün yüzüne çıkan problemleri inceleyip açıklamaya ve hem de bunların nasıl önlenebileceğine dair çalışmalar yürütmüşler ve "nasıl olmalı" sorusuna cevap aramışlardır.
Prof. Richard N. Farmer'in 1967 yılında Journal of Marketing (Pazarlama Dergisi)nde yayınlanan makalesi başlığı bize o dönemin pazarlama etkinliklerinin ahlaki olup olmadığı konusunda ne denli sert tartışmalara sahne olduğuna iyi bir örnektir. Farmer'in makalesinin başlığı "Kızınızı Bir Pazarlamacıya Verir Miydiniz" idi. Farmer yaptığı araştırma sonucunda reklam etkisiyle ürün satın alanların %80'inin bir süre sonra pişman olduklarını görmüş ve bundan yola çıkarak pazarlama faaliyetlerinin insanlara ihtiyaçları olmayan ürünleri satın aldırdığını ve bunun ahlaki olmadığını öne sürmüştür. Elbette bu teze katılanlar kadar bu tezin karşısında olanlar da olmuştur ve bunlar arasında hararetli tartışmalar meydana gelmiştir. Gummesson'un derlediği dönemin pazarlama etkinliklerini gayri ahlaki bulanların tezlerini ve bulmayanların buna karşılık geliştirdikleri antitezleri aşağıda inceleyelim:
Tez
Caveat Emptor tüketiciye zarar vermekte, kalitesiz ürünler kontrolsüz bir şekilde her kesime nüfuz etmektedir.
(Caveat Emptor ; sorumluluk müşteriye aittir, satılan mal geri alınmaz)
Antitez
Devlet bazı korunması gereken grupları korur. Örneğin belli bir yaşın altındakilere sigara/içki satılması yasaktır.
Anti-Antitez
Kanunun bazı sınırları var. O da bir yere kadar.
Her tüketici iyi bir şekilde bilgilendirilmez.
Her sektör rekabetçi değildir.
Tez
Pazarlama materyalizmi yüceltiyor. Kıt kaynakları tüketiyor. Tüketiciyi dikkate almıyor.
Antitez
Ürün kaliteliyse zaten tüketici reklamını yapmaktadır.Ürün kaliteliyse ve adil bir fiyata satılıyorsa sorun yok.
Rekabet var. Bu rekabet ürünü daha ucuza sunmaya yarar.
Sosyal ve psikolojik faydaları var.
Toplumun ihtiyaçlarına bir tepkidir.
Hatta topluma hizmet eder.
Anti-Antitez
Rekabet şiddeti yanlış kararlar verilmesine yol açabilir. Örneğin cinsiyetçi yaklaşımlar.
Topluma hizmetin ters etkileri olabilir: güzel görünme çabası, çirkinlik kompleksi, anoreksiya
it, satılan mal geri alınmaz.